EYLÜLLE GELEN
Kapadı gözlerini… Bir mabed arıyordu kendine ve buldu. Usulca çekti boynunu giyotinden; son bir nefes daha, yutturulmaya çalışılan yalandan… Hayat bu!
Tedirgindi, her yeni ziyaretçiyle gelen her avuntuda bir riya gizli, hissediyor ve biliyordu…
Allah korumuş…
Evet, korumuştu, ölebilirdi de ama yaşıyordu hala, şükürler olsun…
Akşam olup kesilince adımlar, gün batımında gölgelerden utanan bir adam geldi…
TIKIRTI.
Yaraların sancısıyla kıvrandığım bir zamanda bir tıkırtı duyuldu; kapı sesi…
Annenin kapıyı açmasıyla uzun boylu, sırtında heybe, derviş kılıklı adam içeri girdi. Boylu boyunca uzandığı yatağın başköşesine oturdu…
Belki de görmek isteyeceği son kişiydi… Ne yapsın ki;
MİSAFİR.
Ne yapıyorsun demesine kalmadan yaralardan birinin kabuğunu hışımla kopardı… Acıyla sarsılan bedeni, yoğunluğunu gözlerine vererek kinle baktı adama… Adamın rahat tavırları kavisler çizerek ilerledi gözlerinde.
İşte o an ürpertiyle karışık bir hayranlık duygusu beliriverdi…
—Ölmemişsin…
EYLÜL.
Devam etti…
Baban bir eylül günü dünyaya geldi evlat… Evvelinde, bir eylül günü müjdesi gitmişti haneye…
Ninen o zaman taze gelindi, harman zamanı…
Kapı çalınıp eski elbiseleri, uzamış sakalı ve heybesiyle o’nu görünce karşısında o, şöyle dedi…
—Darılmazsan içeri gireyim… Hoşlanmasa da;
MİSAFİR.
Buyur etti… O, içeri geçip bir köşeye oturdu… Sizin dedi, her sene bir öküzünüz ölüyor, hayrını vermediğiniz sürece de ölmeye devam edecek…
O an büyük ninen, gelinden keçi kılından yapılmış halıyı getirmesini istedi. Halıyı ikiye böldüler, yarısını o’na verdiler…
O, ben dedi, bunun yarısını Mekke’ye, Medine’ye sererim, yarısının üzerinde de namaz kılarım… Halıyı heybeye koymak istediğinde, heybede birkaç kelek ve bir kuru ekmek gördüler.
O, ninene dönerek devam etti;
Sana dedi, kız evlat yok. Bir erkek evladın daha olacak ki o zamanlar iki büyük amcan vardı… O, öyle söyleyince homurtular yükseldi, nasıl olur dedi ninen, biz çocuk istemiyoruz! Olacak olacak diye devam etti adam, onun adını Abdulgaffar koyun. Küçüklüğünde çok edepsiz olur ama büyüdüğünde salihlerden olacak…
Umursamadılar, bu gerçekleştiğinde bile ki babanın adı Ahmet…
ESRARLI KİŞİ.
Ve gitti sonra… Köyde hane halkından başka onu ne gören oldu nede duyan…
EYLÜL.
Baban bir eylül günü doğdu evlat…
Evvelinde bir eylül günü müjdesi gelmişti haneye…
Sen, bir eylül günü ölümden döndün…
Yani ki bir eylül günü doğmuş oldun…






